BÜTÜN HİPHOP'CULARIN BULUŞMA NOKTASI

Pazar, Nisan 1, 2007 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Perşembe, Mart 15, 2007 - HORON

Kategori: ozanca

 

          

                               

ḫoron müz. Doğu Karadeniz bölgesinde Samsun ili sınırlarından Gürcistan sınırına kadar olan bölgede kız, erkek veya karma olarak düğün, asker uğurlama, nişan ve yayla şenlikleri gibi toplu eğlencelerde kaval (Of, Sürmene, Hopa Kemalpaşa), davul-zurna (Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane), kemençe (Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Gümüşhane), akordeon (Borçka, Şavşat) veya tulum (Rize, Artvin) eşliğinde oynanan geleneksel dans çeşitlerinin adı.
Yörede tek başına oynanılan köçek (Rumca köçekika) ve kolbastı oyunları horon kategorisine girmemektedir. Bölge dışında Osmanlı - Rus savaşları sonucunda Adapazarı, İzmit, Bolu civarına yerleştirilen Karadenizli muhacirler, 1923 mübadelesinde bölgeden Yunanistan’a gönderilen Hristiyan Rumlar ve Gürcistan’ın Acara yöresinde horon milli bir dans olarak oynanmaktadır.
Horonlar türkü eşliğinde (sözlü horon), sallama, sıksara (Sera) horonlarında olduğu gibi sadece çalgı eşliğinde, sadece kadınlar (kız horonu), sadece erkekler (erkek horonu) veya kadın erkek karışık (karma horon) olarak, düz bir sıra halinde yada halka oluşturularak oynanılabilir. Kadınlar özellikle kına gecelerinde tef ve fincan eşliğinde, gügümün tersinin dövülmesiyle çıkan sesler eşliğinde horon oynarlar. En basit horon çeşitleri bile köyden köye değişebilecek motif ve farklılıklar içerebilir.
Sürmene karşılamasında olduğu gibi bir oyun, denizciliğin avantajlarından faydalanılarak farklı bir bölgeden getirilip bölgeye mal edilebilir:
“Sürmene ilçesindeki karşılama türü bir o-yunda bayanların ikişer ikişer karşılıklı oynadıkları görülmektedir. Ancak, Giresun karşılamasına çok benzeyen bu oyunun, halkı denizci olan ve diğer ilçelere göre dışarıya daha erken açılmış olan Sürmeneye başka yörelerden geldiği sanılmaktadır. Ayrıca yine Sürmene ve Çaykara’da oynanan sallama horonunda oyuncular zaman zaman ellerini bırakıp yanlara dönüp el çırpmaktadır. Bu harekeler kuvvetli olasılıkla, söz konusu ilçelerin Bayburt’a çok yakın olan yay-lalarında Bayburt oyunlarından etkilenerek yöreye geçmiştir. Kadınlarda kollar aşağıda olur ya da oyun bir tempoya ulaşınca dirsekler bükülüp “yarım” durumuna getirilir. Tonya ve Çaykara’nın bazı köyleri dı-şında bayanların kollarını tam kaldırdıkları görülmemiştir. Erkeklerde ise kollar aşağı-da yarım, yukarıda yere paralel ve tam yukarıda tutulabilir. Yarım kol tutuşu genellikle millet horonu gibi rahat oyunlarda görülür. Tonya yöresi horonlarında kollar genellikle yukarıda yere paralel tutulur. Diğer ilçelerin horonlarında ise erkeklerde kollar tam yu-karıda olur” (Durgun, 1987: 78)
Yaz aylarını yüksek ve serin yaylalarda geçiren Karadeniz köylüsü, yayla şenlikleri farklı köylerden köylülerle biraraya gelir ve bu birliktelik karşılıklı kültür etkilişimini de tetikler. Trabzon yöresindeki folklorik zenginliğin bir nedeni de doğu ilçeleri olan Sürmene ve Of köylülerinin Bayburt; batı ilçeleri olan Tonya ve Maçka köylülerinin ise Gümüşhane sınırındaki yaylalara gitmeleri ve o bölgeye ait kültürü de yaylacılık sayesinde benimseyip kendi kültürlerine katmalarıdır. Bayburt ve Gümüşhane’de hatta daha güneydeki Doğu Anadolu illerinde bar adıyla oynanan pek çok oyun, horon adıyla, küçük farklılıklarla Trabzon kültürüne dahil olmuştur. Örnek olarak Erzincan’da oynanan iki ayak, üçayak, tamzara, temurağa ve koçari barlarını sayabiliriz.
Oyun çeşitleri benzerlik göstermekle birlikte, Trabzon, Rize merkez ve Giresun’dan farklı olarak, Hemşin ve Doğu Rize ve Artvin sahilinde yaşıyan Laz’ların horon terminolojisi farklıdır. Trabzon Bölgesi horonlarını daha doğudaki Laz, Hemşin, Gürcü horonlarından ve Bayburt barlarından ayıran önemli bir fark Trabzon horonlarında öne çıkarılan omuz silkme figürüdür.
Çamlıhemşin’den horon çeşitleri:
Rize, Hemşin, Yüksekhemşin, Papilat, Memetina, Bakos, Ḉarişka, Aleka, Sırtlı, Mahmutoğlu, Gant, Hevrek, Hanlakıt, Yali, Çano (Ayder Bülyeni)
Her horonun bir pişme, coşma noktası bulunmaktadır. Oyuncuların elleri yukarı-dayken horonbaşının ya da kemençecinin şimula veya alaşağı komutuyla horoncular adım atarak omuz titretme hareketini içeren aşağı alma hareketini yaparlar. Horon oyna-yanlar, kemençeci hatta seyredenler oyun sırasında kendilerinden geçerek anlamsız sesler çıkartabilir, horoncuları gayrete getirmek için naralar atabilir, tıslayabilir ya da gayret sözleri sarfedebilirler.
Artvin ili, Borçka ilçesinden bu tür sözlere örnekler (Gürcüce):
Şuhto bico (oyna oğlan), şeni celi (senin belin), şeni ḫdeba (sana yakışır), elias go-gonebia (elias kızlar), ḫeḫe lamazat lamazat (hehheh güzel güzel), gogonebia aḫla (kız-lar şimdi), peḫpeḫ suḫto suḫto (atla atla), ḫoḫo çemo ḫute (sarıl bana), aḫla bicebo (şimdi oğlanlar), rcalebi geyḫade aḫla (geline bak şimdi), malemoooy (çabuk gel)...
Maçahel’de sama “dans, dans etmek” (< Gürcüce sama) anlamında olduğu halde bu bölgede yaşayan Gürcüler, danslarını, tıpkı komşuları gibi horon olarak adlandırmaktadır.
Horon terminolojisi:
1. Ḫoron oynamak: “Ḫoron oy’ niyan kari bu sefer bağa turḳi demağa başladi” RA 10/c-313 (Rize)
Lazca xoroneri “horon oynayarak”, “xoronis kocoöes: horona başladılar” İA 221, oxoronu “horon oynamak” İA 323.
Trabzon Rumcası ḫoron aspezume “horon oynamak” (Dernekpazarı Zenozana).
2. Ḫoron etmek: “çinler xoron_ edey/ oyun oynayler” BR 6/2 (Of Doğanköy), “u: hu: hu: horom ederdiler” (Of Yığa),
Trabzon Rumcası ḫoron aseftame “horon etmek, horon yapmak” (Dernekpazarı Zenozana, Tonya)
3. Ḫoron dönmek: “uşaḳlar bir xoron dönsun agam” AC 142 (Trabzon Merkez Kemerkaya mah)
4. Ḫoron kurmak “xorom ḳurdi” AC 239 (Vakfıkebir Melekşe), Akçaabat
5. Horon tepmek (Şalpazarı, Giresun), “horon teperim horon/ bakıŋ ayaklarỊma/ yavrum kurban olurύm/ elma yanaklarỊŋa” BR 136/65 (Vakfıkebir Geyikli)
Çepni ağzında diğer bölgelerden ve etnik guruplardan farklı olarak “horon tepilmesi” terminolojinin etnik dağılımı hakkında fikir vermektedir. Balkanlarda yaşayan yörüklerde benzer şekilde, yerel danslarını “hora tepmek”  (< Yunanca hora “dans”) olarak adlandırmaktadır.
Rumca’nın yakın zamana kadar lingua Franca olduğu Trabzon, Rize illerinin büyük bölümü ve Giresun, Ordu, Samsun kent merkezleri bir tarafa bırakılırsa, bir Kafkas dili olan Lazca konuşan halkın, Ermenice’nin bir dialektini konuşan Hopa Hemşinlileri’nin (Vaux, 1996: 3), Şalpazarı, Espiye ilçelerinde yoğun olarak yaşıyan Türkmenlerin biricik yöresel danslarını, Yunanca dans anlamına gelen bir terimle adlandırmaları ilgi çekicidir.
Osmanlı Çingenelerinin de kendi dillerinde khoros kelimesini dans anlamında kullandığı kayıtlıdır:
kelenas khoros “dans ediyorlardı” PSP 276.
İsrail ve Romanya’da halka şeklinde özellikle düğünlerde yapılan dansların adı horadır.
(Romence hora mare “büyük hora”)
Karadenizli Rumların oynadığı geleneksel horon çeşitleri:
· Anoferitsa Maçka, Galyan’da oyna-nan Seranitsa ve Tik mono horonların bir varyasyonu olan bu horon hafifçe yüksel-mek anlamında olup, adını horonun söz-lerinden alan Kizel olarak da adlandırılmak-tadır
· Apo pan keka Güney Trabzon’da ol-duğu noktada küçük adımlar atılarak bir ho-ron türü, oyuncular birbirlerinin belinden tu-tarlar. Galyan’da kucaklamak anlamındaki Agaliaston, Maçka Livera köyünde Kapikeet-kon olarak adlandırılır.
· Armatsioύk, Almatsioύk  6/8 lik bu horon Kars ve Batum Rumları tarafından oy-nanmakta olup, bu bölgedeki Rumların çoğu Gümüşhane civarından gelmişlerdir.
· Atsiapat Trabzon ili, Akçaabat ilçesi’nin adının Rum ağzında değişmiş telaffuzu olup Sera horonun 7/8 ritminde oynanan sadeleştirilmiş formudur.
 
· Ghiamoura, Ghemoura adını Trab-zon’un Yomra ilçesinden alan bu horon çe-şidi çoğunlukla 6/8 nadiren 7/8 ritminde oynanır.
· Getiere Gümüşhane’de oynanan bir horon türüdür, Gentiarats (Rumca yedi [genti] + rakip [arats]) ve Gantiara olarak da adlandırılmaktadır.
· Giouverlantoum Akdağ maden ve Samsun yöresinde oynanan bu horonda, horon başı göğüs hizasında el ele tutuşmuş oyuncuları labirentler veya yılan şekli oluş-turacak şekillere sokar.
· Dipat Trabzon yöresinde 9/8 ritmin-de yavaş oynanan bir horon çeşidi olup iki ayak anlamına gelir (Rumca di: iki + pat: adım, ayak) diğer adları Giavaston (yavaş oyun), koderpeviakon (ev kadını dansı), Trabzon Omal (Yunanistan’a göçen Rumlar zamanla, orjinal olmayan bu ismi kullanıl-mıştır)
· Double Kots 2/4 ritminde oynanan Ermeni halk danslarından geçen bir dans olup Titara veya Tripat (Üç ayak) da denil-mektedir
· Etere Adını türkünün sözlerinden alan bir Trabzon horonudur
· Kalon Korits Trabzon’un güneyinde oynanan ve Rumca güzel kız anlamına aynı isimli türküden adını alan bir horondur.
· Kel Kits Sivas ve Nikopolis’te oyna-nan bir horon çeşidi olup; adını Türkçe Gel-Git kelimelerinden mi yoksa bahsi geçen yörelerdeki Rumlar genellikle Gümüşhane göçmeni olduğu için, Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinden mi aldığı bilinmemektedir
· Kots Oyuncuların Doğu Karadenizde ise el ele tutuştuğu Orta Karadeniz’de ise birbirlerinin omuzlarından tuttuğu, bir Koça-ri varyasyonu olup kots topuk anlamına gel-mektedir.
· Kotsari, Koçari Kars yöresinde o-yuncuların birbirlerini omuzlarından tutup, halka oluşturarak 2/4 ritminde oynadığı bir horon türüdür.
· Koutsikton Omal Karadeniz’in pek çok yöresinde küçük varyasyonlarla ve farklı adlarla oynanırdı: Ak dağ maden’de Tsara-hot, Güney Trabzon’da Foulour, Bafra’da Argolabas, Yunanistan’da 1923 yılından sonra Omal Kerasoundas (Giresun düz horonu) ve Lahana (bu horonun oynandığı bir türküdeki “lahana pulim lahana” sözlerinden dolayı) adlarıyla da anıldı.
· Kousera Maçka ilçesi, Kusera köyünden adını alan kolların aşağıda yer aldığı hızlı ritmli bir Tik horon çeşididir.
· Kotsangel, Kozangel, Kortsangel, Katsangel Helezoni formda ve daha çok düğünlerde oynanılan 7/16 ritminde bir ho-ron çeşididir.
· Letsi, Letsina Kars yöresinde oyna-nan ve atmaca veya şahin uçuşuna ben-zetilen bir horon çeşidi. Letsi yavaş, Letsina hızlıdır
· Mavron Pegad, Kara Pınar Anadili Türkçe olan Bafralı Rumların Karapınar ola-rak oynadıkları oyun adı 1923 yılında Yunanistan’a göçmelerinin ardından orada Yunanca karşılığıyla da anılmaya başlanmıştır.
· Omal monon Trabzon ve Gümüşhane’de oynanılan 9/8 ritminde düz horon çeşididir (Rumca Omal: düz +  monon: tek)
· Palpoύrt 10/8 ritminde oynanılan bu horon adını Bayburt şehrinden almıştır
· Pitsiak Horoni, Pitsiak Oini İki, erkeğin 2/4 ritminde ve gittikçe hızlanan bir tempo eşliğinde ellerinde bıçaklarla önce elele tutuşup horon edip ardından düello yapmasıdır. 1923 mübadelesinden ardından Yunanca karşılığı maḫeria adıyla da anılmaya başlanmıştır.
· Patoula Adını horon oynanılan türkünün sözlerinden alan ve daha çok, Orta Karadeniz’de oynanan bir horon çeşidi olup, Doğu Karadeniz’de küçük farklılıklarla Pi-pilomatena ve kori Kopela (Galyan) adla-rıyla anılmaktadır. Günümüzde Samsun ve civarında kabaceviz adıyla oynanmaktadır.
· Sarigouz Küçük farklılıklarla pek çok yörede oynanılan Türkçe isimli (< Sarı + kız) bir horon çeşididir
· Sera horon adını büyük ihtimalle Trabzon ili, Akçaabat ilçesi’nin Sera köyün-den almış olan bu horon 7/16 lık ve gittikçe hızlanan bir ritmde oynanan bir erkek horo-nudur. Bk. Sära
· Lazikon, Lazikόs, Laz horon Trabzon ve Kromni’de oynanılan 7/6 ritminde hızlı oynanılan bir horon çeşididir
· Togialidikon adını Trabzon’un Tonya ilçesinden alan bir horon çeşididir.
· Seranitsa Gümüşhane civarında oynanan bir horon çeşidi olup bazı yöre-lerde Armenitsa adıyla da anılmaktaydı. 1923 sonrası Yunanistan’da Eikosiena (Yirmi bir adımdan oluşan bir horon olduğu için) adı da yakıştırılmıştır
· Siton İmera’da aynanılan bir Tik ho-ron varyantıydı
· Tamsara Dipat (İki ayak) horonunun Gümüşhane’de oynanan bir versi-yonudur.
· Ters Türkçe isimli bir horon, trigona horonuna benzer olup oyun yönü sol tarafa doğrudur
· Mono Tik Trabzon ve civarında 5/16 ritminde oynanılan ve altı adımdan oluşan bir horon olup, adını Türkçe dik kelimesinin Rum ağzındaki telaffuzundan almıştır
· Diplon Tik, Tik Dhiplόn 10 adımdan oluşan ve 5/8 ritminde oynanılan bu horona Sto Ghonatόn (diz çökme) adı da verilirdi.
· Tromaḫton (Titreme) Daha canlı ve hızlı oynanılan bir Tik horon çeşidi olup Sera horonun figürleri basitleştirilmiş bir versiyo-nudur.
· Langevtόn (< Yunanca atlama) horonu ise Giresun ve Trabzon’da oynanılan bir tik diplo varyantıdır
· Tryghόna, trigona Trabzon ve civarında saat yönünde oynanılan 2/4 ritminde bir horon çeşididir. Trigona Yunanca güver-cin anlamında olmasına rağmen Karadeniz’de güzel kızlara takılan bir lakap olarak da kullanılır.
· Tirfon Bafra bölgesi horonlarından-dır.
· Çobanlar Sinop yöresi horonudur
· Tsourtougouzlou Ak Dağ madene özgü hızlı bir Tik varyasyonudur.
· Fona Gümüşhaneye özgü bir Giou-verlantoum varyasyonudur
· Halai, ḫalay Ak Dağ Maden’e özgü mendille oynanılan yavaş ritimli bir Anadolu dansıdır.
 
Ermenice xoran (7iUaN) “ibadet mekanı”, dialektlerde “altar; kilise” (Muş) ALT 67 > Anadolu Türkçesinde horan “toplantı” DS 2408 (Gaziantep) ve Gürcüce xorom “saman yığını”, Gürcüce, Ermenice (Bk) xorom (7iUim) “henüz bağlanmamış kuru ot veya buğday sapı demeti” ALT 67 kelimeleri köken teorileri olarak ciddiye alınabilirse de antik Yunanca horos (χορός) “dans; dansçı topluluğu; koro topluluğu” ADIC 237 kelimesi Anabasis’te de geçmekte olup, en muhtemel etimolojik adaydır.
Horos kelimesinin Anabasis’te dans anlamının yanısıra, birbirine paralel sıralanmış dansçı ve şarkıcı topluluğu anlamına da gelmesi bu teoriyi doğrulamaktadır:
 “korocular gibi birbirine paralel sıralanıp yaklaşık olarak yüzer kişilik sıralar oluştur-dular” ANBS V. 5. 12.
Kelimenin aynı anda hem dansçı hemde şarkıcı anlamını içermesi, ilk horoncuların da bugün bazı sözlü horonlarda olduğu gibi hem söyleyip hem de dans etmelerinden kaynaklanmıştır.
Yine Yunanca horeo (χορεύω) “...şarkı söyleyip dans ederek götürüyorlardı” ANBS IV. 7. 16, “(Mosinikler) ölülerin başlarını kesip, dansedip kimbilir ne anlama gelen bir şarkı söyleyerek” V. 4. 17, 237 kelimeleri de dans ederken şarkı söylemeyi de içeren bir anlamda kullanılmıştır. Bunun yanısıra yine Anabasis’te geçen (h)orhiome (ορχέομαι), orhisis (ορχησις) “dans” ADIC 161 “akılları-na esen yerde seyirciler önündeymiş gibi dans ediyorlardı” ANBS V.4. 34, “Thraklar kalkıp silahlı olarak flüt sesiyle dans ettiler” ANBS VI. 1. 5; ADIC 161 kelimelerinde ise müzik eşliğinde şarkı söylemeden dans etmek kastedilmiştir.
Antik Yunanca’da horos (χορός) “dans” kelimesi geçen diğer kaynaklar:
“κίθαρις τε χοροί τε” Homer Odyssey VIII. 248;
“τε χορος τε” Hesiod, Shield of Heracles 272; dini bir seramonide yapılan dans
“διόνυον τιμώσας χοροίς” Euripides, Bacc-hae 220 (editör Gilbert Murray)
Herodotus, The Histories’de (editör A. D. Godley) kelime horon (χορον, χορων) formunda, “dans” anlamında kullanılmıştır:
“[1]διονύσς της όρτνς τη δορπίν χορον πρό των θυπεων σφάξας εκα στος διδοι άποφέπεσθαι τόν χορον α υτω τω αποδο-μένω των αυβωτέων. [2] τήν δέ αλλην άνα-γουσι ορτην τω Διονυσω οί Ααγυπτιοι πλήν χορων...” XLVIII.
Aynı şekilde Aristophanes, Acharnians (editör F.W. Hall & W.M. Geldart) adlı eserinde dans anlamında horon (χορόν) for-munda kullanılmıştır
[XI] “εισαγ ω Θέογωι τόν χορόν...”.
Yine horos (χορός) “dansçı, şarkıcı toplulu-ğu, koro” anlamıyla antik Yunanca kayıtlarda geçmekte olup (Sophocles, Ichneutae (editör Arthur S. Hunt) 762, Euripides, Heracles (editör Gilbert Murray) 925, Pla-ton, Protogoras 315b)
Antik Yunanca horos Latince’ye de “chorus, chorea” formuyla geçmiştir:
chorus “A dance in a ring, a choral dance, a dance (halka oluşturark yapılan dans [Charlton T. Lewis, Charles Short, A Latin Dictionary].
Latince kayıtlarda chori “Nympharumque leves cum Satyris chori secernunt” Q. Horatius Flaccus, Carmina I.I. 31 (editörler Paul Shorey, Gordon Lang); chorum “atque ego de notis iudicibus dixi: quos minus nostis nolui nominare: saltatores, citha-ristas, totum denique comissationis Antoni-anae chorum in tertiam...” M. Tullius Ci-cero, Orationes: Pro Milone, Pro Marcello, Pro Ligario, Pro rege Deiotaro, Philippicae V. VI. 15 (editör Albert Clark) formları da kayıtlıdır (> İngilizce chorus, Almanca chor, İspantolca coro, Fransızca choeur)
Henry George Liddell, Robert Scott, A Greek-English Lexicon’da, aynı kökten türemiş dans ve dansçı anlamlarına gelip, antik Yunanca metinlerde geçen kelimeler şun-lardır:
Horios (χορειος), horeyo (χορεύω), hore-ton (χορευτέον), horetis (χορευτής), horeti-kos (χορευτικός), horikos (χορικός), horon-de (χορόνδε), horos (χορός), horovateo (χοροβατέω), horoitis (χοροήθης), horitipos (χοροίτθπος), horitalis (χοροιθαλής), horitu-peo (χοποιτθπέω), horopeymon (χοροπαί-γμων), horoplekis (χοροπλεκής), horopios (χοροποιός), horostades (χοροστάδες), ho-rostasia (χοροστασάία), horoterpis (χοροτερπής).
Düz sıra halinde veya dairesel olarak oynanılan horonda, hangi formun orjinal olduğunu saptamak oldukça güçtür.
Karadeniz dışında Anadolu ve Yunanistan’da çeşitli halk oyunlarında her iki formda yaygındır. Lucian’ın (MS 125-190) bahsettiği geleneksel oyuncuların zincir oluşturduğu dans aynı isimle halen daha Ege adalarında oynanılmakta olup, önce birbirinden ayrı oynayan erkek ve kadın gurupların karışarak oyunu birlikte oynaması Karadeniz horonlarında da izlenmektedir.
Tonya Türkçesinde kullanılan horopus (etmek) “neşeli bir biçimde yerinde tepin-me, oynama” TS 75, Balkan Türkleri arasında dans etme anlamında kullanılan “hora tepmek” (Giresun ve Şalpazarı Türkmenlerinde “horon tepmek”) kelimeleri de horos dolayısıyla Yunanca orijini kesinleştirmektedir. Batı dillerinde ve modern Türkçe’de kullanılan koroegrafi kelimesi de Yunanca orijinlidir (khororgrafia [Xορογραφία] horos (Χορός) “dans; oyun” + grafo (Γραφω) “yazmak”
Yunan mitolojisinde Horae (Ὡραι) mevsim tanrıçalarının adı olup gökyüzü ve Olimpos dağının bekçileridirler. Onlar hayatı süslemekle görvelidirler. Aphrodite doğduğunda Horae onu sevinçle karşılamış ve cennete özgü kıyafetlerle giydirmiştir. Antik kaynaklarda 10-12 arasında Horae adı geçmekle birlikte sadece 3 tane de olabilirler. Eski Yunan’da mevsim, dans ve tapınma ayinleri bu isimde buluşmuş olmalıdır.
Horae adları: Acte, Anatole, Auge, Auxo, Carpo, Dysis, Elete, Eunomia, Euporia, Gy-mnastica, Hesperis, Mesembria, Musica, Orthosie, Pherusa, Sponde, Thallo (Hygi-nus, Fabulae 183, Apollodorus, The Library 1. 3. 1, Hyginus, Poetica Astronomica 2. 3)


ḫorom 1. is. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde topluca oynanan geleneksel dans adı (Sürmene)
Terminoloji: ḫoron (Trabzon); horan “oyun, raks” SD 744 (Alucra, Mesudiye); xorom BR 18/73 (Çaykara Ogene)
Anadolu’da horan “yığınak, cemiyet, toplantı; odalarda, köşe başlarında toplana-rak konuşan halk” SD 744 (Gaziantep Lohan köyü), “çalgılı kalabalık eğlence mahalli” SD 744 (Civan yaylağı- Mersin [Göçebeler]
Bk. ḫoron
2..........
 

                                    

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Mart 12, 2007 - gaffur abem 2

Kategori: ozgurce

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Mart 12, 2007 - gaffur abem

Kategori: ozgurce

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazartesi, Mart 12, 2007 - gaffur abem 3

Kategori: ozgurce

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar, Mart 11, 2007 - Mükemmel araçlar

Kategori: ozgurce

                                                                      özgür'ün eseri

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Pazar, Mart 11, 2007 - RENAULT'UN TARİHİ

Kategori: ozgurce

 
 Renault Logo
             Zengin çocuklarına genellikle kızılır ama ne yalan söyleyelim birçok buluşu onlar yapar. Uğraşır didinir insanlığa ufuk açarlar. Niye mi? Bir kere ekmek parası gibi bir dertleri yoktur, çorba peşinde koşmaz, sıradan bir detay üzerinde aylarca kafa yorarlar. Kaldı ki araştırmaları için para bulmakta zorlanmaz, gerektiğinde ellerini ceplerine atarlar.şte Louis Renault da 1877 Paris doğumlu bir beyzadedir. Babası iyi kazanan bir yün taciridir, çocuklarını hoşça tutar. Onlara diğer babalar gibi Latince, Yunanca ve gramer dayatmaz. Meslek seçimini kendilerine bırakır, istediklerini önlerine koyar. Louis makine hastasıdır, düşünün henüz 5 yaşındayken arkadaşlarından duyduğu lokomotifi görmek için İstasyona koşar. Buhar kazanını, pistonları, bacaları, çözmeye kalkar. 15 yaşında bir öğrenciyken motorlu vesaitlere merak salar, hatta harçlığından artırdığı paralarla (ne biçim harçlık alıyorsa) 0.75 beygir gücünde De Dion Bouton marka bir araba alır, sağını solunu sökmeye başlar.

1903_De_Dion_Bouton
De Dion Bouton marka bir araba

Faytondan bozma
Kont Albert De Dion ve ortağı Çilingir Georges Bouton’un imal ettiği bu arabalar faytondan bozma “yamalı bohça”dırlar. Adı geçen ikili otomobilleri mümkün mertebe ucuza mal edip amelesinden senatörüne kadar herkese satmayı planlar. Ancak bu hayalleri hakikat olmaz, umduklarını bulamazlar.
Genç Louis’in henüz araba imal etmek gibi bir fikri yoktur, otomobilini Paris yakınlarında (Billancourt’daki) eski bir garaja atar. Kardeşleriyle baş başa verir, amatör heyecanlarla “bunu nasıl geliştirmeli” diye kafa yorarlar.
Louis bu arabayı adeta yeniden imal eder, bir sürü ilaveler yapar. Ve Renault’un ilk minik otomobili “Voiturette” ortaya çıkar. Bu araç 3 ileri ve 1 geri vitesli mekanik dişlisiyle yeni bir çığır açar. Üstelik motordaki gücü kayış ve zincirle değil sabit bir mil (şaft) aracılığı ile doğrudan doğruya arka dingile aktarırlar. Araç daha verimli olur ve sessizliği ile dikkat toplar.

1900-Voiturette
Voiturette


24 Aralık 1898’de sokakları harmanlamaya başlayan Voiturette hemcinsleri gibi sadece düzde gitmez, % 13 eğimli yokuşları rahatlıkla çıkar.
Louis daha güçlü ve daha devirli motorlar için uğraştığı günlerde jeneratör sistemlerine de el atar, getirdiği yeniliklerle adeta devrim yapar. Düşünün henüz 21 yaşında iken (1898) kardeşleri Fernand ve Marcel’i peşine takar, “Renault Freres” şirketini kurar.

1899 yılında Paris-Trouville arasında bir yarış düzenlenir ki mesafe 170 kilometreyi aşar. Renault’lar yaptıkları özel otomobille yarışı rahat kazanırlar. Bu zafer üzerine kapısını çalanlar artar, yağmur gibi sipariş yağar. Babaları onlara 8 bin İngiliz lirası sermaye verir, ki ilk ivme için bu para yeter de artar.

Louis Renault asla “tamam şimdi oldu” demez, daima “daha mükemmeli” arar. Nitekim kapalı karoseri olan ilk aracı da o yapar. Genç girişimci daha o yılın sonunda Billancourt’daki garajı fabrikaya çevirir ve tam 110 kişi çalıştırmaya başlar. Ahbap çavuşlar, ertesi yıl geliştirdikleri spor arabayla (E modeli) Paris-Bordeaux ve Paris-Berlin yarışlarını kazanır, adeta şov yaparlar. İki silindirli “H” modelinin (1902) ardından, dört silindirli “K” modeliyle Paris-Viyana yarışında zafere koşarlar. Ancak 1903 Paris-Madrid yarışında kaza yapar, Marcel’i toprağa bırakırlar, bir süre sonra Fernand da gözlerini hayata yumar.

Louis kalır mı bir başına, evet güç kaybeder ama aklındaki uçuk hamleleri de bu yıllarda yapar. Mesela işi gücü bırakıp Parisli faytonculara oynar, hayatı boyunca kamçı sallayan adamlara “atsız araba” satar. Arabacı takımı babadan kalma emektarları elden çıkarır, Renault’nun iki silindirli arabalarından alırlar. Louis böylesi rüzgârları iyi yakalar ve yelkenini rüzgâra göre açar. Talep katlana katlana artınca seri üretime geçer ve işçilerini ihtisas sahibi yapmaya bakar. Biri yalnız boya, öbürü sadece döşeme üzerinde derinleşir, işlerinde “uzman” olurlar. Renault, kuruluşundan 9 yıl sonra New York, Londra ve Berlin’de şubeler açar, derken gemi ve uçak motorları üretmeye başlar.

Yükü omuzlayınca
İşte bu yıllarda kardeşlerinin eksikliğini yaman hisseder, Marcel ve Fernand’ı çok arar. Zira artık sadece imalatı değil, pazarlama ve muhasebeyi de ondan sorarlar. Ama onun önceliği iyi bir arabadır, nitekim ilk amortisörü, ilk soldan direksiyonu, ilk servo freni kullanıp rakiplerine fark atar. Ambulanslar, kamyonetler, itfaiye araçları yapar. Renault’nun baklava dilimini andıran logosu küçük ve basit otomobillerden, resmi erkana satılan lüks limuzinlere kadar birçok modelin alnında parlar.
Gün gelir (1914) “Societe des Automobiles Renault” 4 bin 400 işçisiyle bir sanayi devi olur, bundan dört yıl sonra da (1918) çalışanların sayısı 22 bini aşa

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Mart 9, 2007 - Araba arkası yazıları

                           

 

                           Araba arkası yazıları

 

 Nazar etme ne olur, çalis senin de olur.

Babam sagolsun

Genç kaptan

Liselim

Kroyum ama para bende

Efsane

Canisi

Cagaloglu Anatolian Gymnasium

Atam Izindeyiz

Tek rakibim THY

Hostes Araniyor

Yok mu hostes?

Allah cezani vere

Tut birini vur ötekine be ortaokullum

O simdi asker

He is soldier now.

Büyüyünce TIR olucam.

Babam öyle diyo...

Hakimiyet Allah'indir.

Masallah

Maasallah

Allah korusun

Huzur Islam'da

Bismillahirrahmanirrahim...

Ela gözlüm

Üniversiteli

Agli'li

Allah'a emanet ol

Kiratas Kardesler

Güngördü

Ben de seni

Çatla

Parola 37

Biz ayrilamayiz

Askerin emaneti Erdal

Seni sevmeyen ölsün

Canimsin

Sevme yanarsin

Sanane

F 16

Tasköprülü

Abi kardes

Maçkali 2

Ciss...

Zafer

Dillerdesin

Kaderimsin

Süper Ikili

Derin mavi

Atesle yaklasma

Köylü güzeli

Bu sevda bitmez

Kimene

Emmoglu 2

Imparator

yakalarsam...

Karapazarlilar

Aspetli

Bosuna ugrasma okumak için, cam çatlak diye yapistirdik bunu

Ustan kim?

Eyüp

Sakal 2

Askim

Kaderimse çekerim

Gerçekçi ol

yine gözdesin

Tek rakibim F 16    

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma, Mart 9, 2007 - Maçın İlk Yarısı :

 

 

 

                     Maçın İlk Yarısı :


          -Hollandalı Overmars'ın zerbesini(şutunu) kapıcı (kaleci) Taffarel son anda defedebildi.
           -4 degge (dakika) sonra Overmars'ın kapuya (kaleye) vurduğu zerbe, kapunun  yanından    geçer.
           -Arif kapıcıyla (kaleciyle) karşı karşıya kalır ; kapuya vurduğu zerve, kapunun yanından geçer.
            -İlk yari golsüz sona eriy.

                  Maçın İkinci Yarısı :
                        -Cim-Bom 2'inci sehire (yarıya) de hücümlarla başliyir. Hakan Şükür kapu direğine  vurur, kapu direği Arsenal'i golden klas eder. (kurtarır)
                      -50'nci deggede Andre, sol cinahtan ilerlir, zerbesi kapunun üstünden geçer.
                          -70'nci degge... Brezilyalı Caponi'nin zerbesini sieman dergeder (kurtarır).
                             -81'inci degge... Okan'ın zerbesi mudafiyatçılar (defans oyuncuları) tarafından uzaklaştırılır.

               Uzatma Dakikaları :
              -Oyunun esas vaktinde hesap açılmadı. Hakim, galibi muayyen etmek için 30 degge teyin edir. Kızıl top (altın gol) prensibi kulveda olur.
          -Karpak Maradonası Ruminyalı Hagi ile arsenal kapitani adams arasında mukayese başverir.
-            Henri'nin zerbesi... Ve Taffarel Galatasaray' yüz faizlik (yüzde yüzlük) golden klas eder.

Penaltılar :
-Son noktayı Rumenyali Popescu vurur ve Galatasaray, 4-1 hesabıyla 11 metrelik zerbelerle Arsenal'i UEFA Kubokunun (Kupası) finalinde mağlubite uğratır.
-Galatasaray hem Türkiye Kubokunu kazandı, hem Türkiye Campiyonu oldu.
-Tebrisler Galatasaray...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

¢&#1108;z&#945;_özgü&#1103;

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

• zeynep03
• pink111